DOLAR

40,2607$% 0.13

EURO

46,7252% 0.08

STERLİN

53,9495£% 0.21

GRAM ALTIN

4.319,39%0,53

ONS

3.335,86%0,37

BİST100

10.219,67%-0,06

a
Ayşe Kök

Ayşe Kök

25 Ağustos 2025 Pazartesi

    Perde Arkasındaki “Sırtın Yere Gelmez” Düzeni

    Perde Arkasındaki “Sırtın Yere Gelmez” Düzeni
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Medya dünyasında uzun zamandır yalnızca ekranda gördüklerimiz değil, sahnenin arkasında dönen işler de konuşuluyor. Kulislerde dolaşan sözler, çalışanların anlattıkları, aslında çok daha derin bir tabloyu işaret ediyor.

    Öyle iddialar var ki… Bazı medya müdürleri çalışanlarına, “Gel bizimle çalış, sırtın yere gelmez. Arkanda biz varız, işleri sana vereceğiz” diyormuş. Bu cümle, kulağa güven telkin eden bir vaat gibi dursa da aslında sistemin ne kadar torpille ve kişisel yakınlıklarla yürüdüğünü gösteriyor. Liyakat yerine ahbap–çavuş ilişkisiyle kurulan düzenin kalıcı olamayacağı da ortada.

    Bir başka gariplik de yapımcı koltuklarında. Hayatında yapımcılığın “y”sini bilmeyen, sektörün nasıl işlediğini bilmeyen bazı kişiler, sadece dostluklar üzerinden yapımcı olarak konumlandırılıyor. Sonuç? Seyirciyle buluşamayan, birkaç bölümde tükenen diziler… Çünkü yapımcılık, dost hatırına verilmiş bir sıfat değil; bilgi, tecrübe ve vizyon gerektiriyor. Olmazsa proje daha başında çöküyor.

    Son dönemde oyuncuların ifşaları gündeme gelmişti. Çekimlerde yaşanan baskıları, mobbingleri, adaletsizlikleri sosyal medyadan açık açık söylediler. Bugün oyuncular bunu dillendiriyorsa, yarın medya kurumlarının kendi içindeki çarpıklıkların da ortaya çıkması kimseyi şaşırtmasın.

    Basın dünyasında yaşanan bir örnek akıllara kazındı: Bir meslektaş neredeyse günün her saati kendi müdüründen şikâyet ediyor, dost sohbetlerinde masalara vurup onu ifşa ediyordu. Ama sonra dönüp aynı müdürüyle sarmaş dolaş fotoğraflar paylaşmayı da ihmal etmiyordu. Tepki geldiğinde ise “işimi kaybetmemek için böyle davranmak zorundayım” diyordu. Yanına da her defasında, “İnşallah tez zamanda kurtulacağız” cümlesini ekliyordu. İşte bu çelişkiler, aslında sektörün ruh halini özetliyor.

    Bunların yanında başka iddialar da konuşuluyor: Bazı kurumlarda işe uğramadan maaş alanların varlığı. Çoğu torpille koltuğa oturmuş isimler. Bugün fısıltı halinde konuşulan bu konular, ifşaların bu kadar yaygınlaştığı bir dönemde yarın çok daha açık şekilde gündeme gelebilir.

    Geldiğimiz noktada şu soru önümüzde duruyor: Basındaki çalışanlar müdürlerini mi ifşa edecek, yoksa müdürler mi çalışanlarını? Torpilli isimlerin ve “masa görmeden maaş alanların” da bir gün açık açık konuşulması kaçınılmaz mı?

    Artık gizli kapaklı düzenler uzun süre taşınamaz. Çalışanın emeğini görmezden gelen, şeffaflıktan uzak yapılar günü kurtarabilir ama kalıcı olamaz. Tarih, hep aynı gerçeği hatırlatıyor: Er ya da geç her şey gün yüzüne çıkar.

    Medya ve yapım dünyasında kalıcılığı sağlayacak olan torpil değil liyakat, vaat değil emek, kapalı kapılar değil şeffaflıktır. Eğer bu değerler yeniden hatırlanmazsa, bugünkü fısıltılar yarının çok daha büyük ifşalarına dönüşecek.

    Devamını Oku

    KAMERA ARKASINDAN DÜNYA PAZARINA: TÜRK DİZİLERİNİN YÜKSELİŞ HİKÂYESİ

    KAMERA ARKASINDAN DÜNYA PAZARINA: TÜRK DİZİLERİNİN YÜKSELİŞ HİKÂYESİ
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bir zamanlar yalnızca kendi izleyicisine hitap eden Türk dizileri, bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca hayranı olan dev bir sektör haline geldi. Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Balkanlar’dan Uzak Doğu’ya kadar uzanan bu yolculuk, sadece oyuncuların başarısıyla değil, yapımcıların stratejik adımlarıyla da şekillendi.

    Kamera arkasında, her sahne saatler süren titiz bir hazırlığın ürünü. Oyuncu seçiminden mekan tasarımına, ışık düzeninden kostüm detaylarına kadar her unsur, hikâyenin gücünü artırmak için planlanıyor. Ancak uluslararası başarı için bu yetmiyor. Senaryonun evrensel duygulara hitap etmesi, yerel kültürü yansıtırken yabancı izleyiciye de tanıdık gelen bir atmosfer yaratması gerekiyor.

    Dijital platformlar ise bu yükselişin hızını katladı. Artık bir dizi, Türkiye’de yayına girdikten birkaç saat sonra farklı kıtalardaki izleyicilerle buluşabiliyor. Bu, hem kültürel bir etkileşim hem de Türkiye’nin yumuşak gücünü pekiştiren bir fırsat.

    Bugün geldiğimiz noktada, Türk dizileri sadece ekranda değil, moda, turizm ve ticarette de etkisini gösteriyor. Dizilerde gördüğü bir şehri ziyaret eden turist sayısı artıyor, oyuncular global markaların yüzü haline geliyor, senaryolar farklı dillere uyarlanarak yeniden çekiliyor.

    Bir yapımcı olarak biliyorum ki, asıl başarı sadece reytinglerde değil, yıllar sonra bile hatırlanacak hikâyeler bırakabilmekte. Çünkü dizi, film ya da sinema… Hepsinin ortak noktası, insana dokunan, kalıcı iz bırakan hikâyeler anlatmak.

    Ayşe Kök

    Devamını Oku